Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Emerson Selected Essays

RALPH WALDO EMERSON  çok güzel bir insan, güzel bir ruh, onu hayatınızın bir bölümünde mutlaka okumanızı tavsiye ederim; özellikle de manevi anlamda yoğun olduğunuz zamanlarda iyi gelebilir.

Ben size Denemeler Kitabından “Compensation” isimli yazısını (Ödünleme – Telafi) seçtim ve buradan alıntıları tercüme ettim. Okuduğum günlerde memleket meseleleri ile aklım ve yüreğim çok karışıktı ve bu yazı bana zaman zaman zayıflayan ama her şeye rağmen hiç eksik etmediğim ümidimin yeniden coştuğunu hissettirdi. 

compensation

  • These appearances indicate the fact that the universe is represented in every one of its particles. Every thing in nature contains all the powers of nature.

Tüm bunlar EVRENİN kendine ait her bir parçasında yeniden temsil edildiğini gösterir. Doğadaki her şey doğaya ait tüm güçleri içerir.

  • The world globes itself in a drop of dew.

Dünya kendini bir çiğ damlasında yuvarlar.

  • If the good is there, so is the evil; if the affinity, so the repulsion; if the force, so the limitation.

Eğer orada iyilik var ise, kötülük de vardır; çekim var ise, itiş de vardır; kuvvet var ise, sınırlama da vardır.

  • Justice is not postponed. A perfect equity adjusts its balance in all parts of life.

Adalet ertelenmez. Mükemmel eşitlik kendisini hayatın tüm alanlarında dengeler.

  • The specific stripes may follow late after the offence, but they follow because they accompany it. Crime and punishment grow out of one stem. Punishment is a fruit that unsuspected ripens within the flower of the pleasure which concealed it. Cause and effect, means and ends, seed and fruit, cannot be severed; for the effect already blooms in the cause, the end preexists in the means, the fruit in the seed.

Saldırıdan çok sonra dahi belirli birtakım darbeler gelebilir, bunun nedeni darbelerin saldırıya eşlik etmesidir. Suç ve ceza aynı kökten gelirler. Ceza, kendisini gizleyen memnuniyetin çiçeğinde varlığı sezilmeden olgunlaşan bir meyvedir. Sebep ve sonuç, neden ve etki, tohum ve meyve birbirinden ayrılamaz; çünkü etki nedenin içinde çiçeklenir, sonuç sebebin içinde, meyve ise tohumda önceden varolmaktadır.

  • The parted water reunites behind our hand.

Ayrılan su elimizin arkasında yeniden birleşir.

  • All infractions of love and equity in our social relations are speedily punished. They are punished by fear. Whilst I stand in simple relations to my fellow-man, I have no displeasure in meeting him. We meet as water meets water, or as two currents of air mix, with perfect diffusion and interpenetration of nature. But as soon as there is any departure from simplicity, and attempt at halfness, or good for me that is not good for him, my neighbour feels the wrong; he shrinks from me as far as I have shrunk from him; his eyes no longer seek mine; there is war between us; there is hate in him and fear in me.

Sosyal ilişkilerimizde sevgi ve eşitliğe dair tüm usulsüzlükler hızla cezalandırılır. Korku ile cezalandırılır. Benimle eşit bir kimseye basit bir ilişki içinde dururken, onunla tanışmak bana memnuniyetsizlik vermez. Biz de tıpkı suyun su ile buluştuğu, iki hava akımının karıştığı gibi doğaya ait mükemmel bir yayılma ve nüfus etme şeklinde tanışabilir, kaynaşabiliriz. Ancak ne zaman saflıktan bir uzaklaşma olur veya eksiklik oluşursa; ne zaman benim için iyi olan onun için değilse, komşum ne zaman yanlışı hissederse işte o zaman benden, benim ondan geri çekildiğim kadar geri çekilir; gözleri gayrı benimkileri aramaz; aramızda savaş vardır; artık onun gözlerinde nefret vardır ve benimkilerde ise korku.

  • In the order of nature we cannot render benefits to those from whom we receive them, or only seldom. But the benefit we receive must be rendered again, line for line, deed for deed, cent for cent, to somebody. Beware of too much good staying in your hand. It will fast corrupt and worm worms. Pay it away quickly in some sort.

Doğanın düzeninde iyilik ve fayda gördüğümüz kimselere çoğunlukla fayda sunamayız, ya da çok nadiren olur bu. Ancak bize sunulan iyiliğin mutlaka iletilmesi gerekir, sırası sırasına, fiile karşı fiil, kuruşu kuruşuna birine iletmeliyiz. Elinizde fazlasıyla kalan iyiliğe dikkat ediniz. Çok çabuk bozulur ve kurtlanır. Bir şekilde hızlıca  başkasına sununuz.

  •  Every man in his lifetime needs to thank his faults

Her insan hayatında bir gün hatalarına teşekkür etmelidir.

  • Our strength grows out of our weakness.

Gücümüz zayıflığımızdan ortaya çıkar.

  • There can be no excess to love;

Sevgiye dair aşırılık olmaz.

  • The soul refuses limits, and always affirms an Optimism, never a Pessimism.

Ruh sınırları kabul etmez ve daima iyimserliği destekler, asla kötümserliği değil.

  • His life is a progress, and not a station. His instinct is trust.

Hayatı bir gelişim, bir duraklama değil. İçgüdüsü ise güven.

  • Such, also, is the natural history of calamity. The changes which break up at short intervals the prosperity of men are advertisements of a nature whose law is growth. Every soul is by this intrinsic necessity quitting its whole system of things, its friends, and home, and laws, and faith, as the shell-fish crawls out of its beautiful but stony case, because it no longer admits of its growth, and slowly forms a new house…But to us, in our lapsed estate, resting, not advancing, resisting, not cooperating with the divine expansion, this growth comes by shocks.

Felaketin doğal tarihi de böyledir. Kısa aralıklarla insanların refahını bölen değişimler aslında kuralı daima gelişim olan bir doğanın duyurularıdır. Her kişi bu zati gereklilikten dolayı kendine ait olan tüm sistemleri, arkadaşlarını, evini, kurallarını, inancını bırakmak zorunda kalabilir; tıpkı bir su kabuklusu gibi. Su kabuklusu o güzel ve taş gibi kabuğundan yavaşça sürünüp dışarı çıkar çünkü o kabuk artık büyümesine ve gelişmesine müsaade etmemektedir. Dışarı çıkar ve zamanla kendine yeni bir yuva oluşturur…ancak ilerlemek yerine geçerliliğini yitirmiş mülkünde kalmaya çalışan, bu ilahi genişleme ile işbirliği yapmak yerine ona direnen bizler için bu büyüme büyük sarsıntılar halinde gelir.

  • …and the man or woman who would have remained a sunny garden-flower, with no room for its roots and too much sunshine for its head, by the falling of the walls and the neglect of the gardener, is made the banian of the forest, yielding shade and fruit to wide neighbourhoods of men.

… Şayet duvarlar dağılmasaydı ve bahçevan onları ihmal etmeseydi, köklerine yeterince yer kalmayan ve başlarına fazlasıyla sıcak geçmesine neden olan o güneşli bahçenin çiçekleri olarak kalacaklardı. Oysa o adam ve o kadınlar şimdi ormanın geniş çevrelere gölge ve meyve sunan banyan ağacı oldular.

Emerson, telafi kanununu çok açık bir ifadeyle şöyle açıklamış: “Kaçırdığın her şeyle birlikte bir kazanç elde eder, elde ettiğin her kazançla birlikte bir başka şey kaybedersin. Bildiklerimizin bütünü bir telafi düzeninin parçasıdır. Bir yöntemdeki kusur, bir başkasıyla telafi edilebilir. Çekilen her acı ödüllendirilir; her özveri karşılığını bulur; her borç ödenir.”

Emerson’a göre eğer bir insan bütün içtenliği ile birisine yardım ediyor ise, önce kendisine yardım ediyordur”.

Diğer denemelerini de okumanızı tavsiye ederim:

Emerson Essays Contents

Ve gelelim günlüklerine. Günlüklerinde okuduğum zaman beni çok etkileyen iki tarih ve yazı var:

Journal, March 1841

For this was I born & came into the world to deliver the self of myself to the Universe from the Universe; to do a certain benefit which Nature could not forego, nor I be discharged from rendering, & then immerge again into the holy silence & eternity, out of which as a man I arose. God is rich & many more men than I, he harbors in his bosom, biding their time & the needs & the beauty of all. Or, when I wish, it is permitted me to say, these hands, this body, this history of Waldo Emerson are profane & wearisome, but I, I descend not to mix myself with that or with any man. Above his life, above all creatures, I flow down forever a sea of benefit into races of individuals. Nor can the stream ever roll backward or the sin or death of a man taint the immutable energy which distributes itself into men as the sun into rays or the sea into drops.

Günlük, Mart 1841

Ben bu dünyaya kendi özümdeki beni sunmak ve evrendeki evreni iletmek üzere geldim. Ben,  doğanın önüne geçemediği ve beni yapmaktan alıkoyamadığı o malum ve muhakkak “fayda”yı sağlayabilmek , sağladıktan sonra yeniden o kutsal sessizliğin içine dalmak ve bir insan olarak içinden yükseldiğim sonsuzluğa dönmek için doğdum.  Tanrı zengindir ve benden çok daha fazla insanı, uygun zamanlarını, ihtiyaçlarını ve güzelliklerini göğsünde barındırır. Şayet istersem şunu söyleme hakkım vardır ki, bu eller, bu vücut, Waldo Emerson’un bu hikayesi hem çok derin hem de çok yorucudur, ama ben kendimi ne bununla ne de başka insanlarla karıştırmamak üzere iniyorum dünyaya. Hayatının ötesinde, tüm mahlukların ötesinde bireylerin her türlüsüne sonsuza dek bir faydalar denizi akıtıyorum. Ve akıntı asla geriye doğru saramaz veya insanın günahı ya da ölümü, tıpkı güneşin kendini ışınlara veya denizin kendini damlalara paylaştırdığı gibi kendini insanlara paylaştıran o değişmez “enerji”yi asla bozamaz.

 Journal, June 14, 1842

Cheerfulness is so much the order of nature that the superabundant glee of a child lying on its back & not yet strong enough to get up or to sit up, yet cooing, warbling, laughing, screaming with joy is an image of independence which makes power no part of independence. Queenie looks at Edie kicking up both feet into the air, & thinks that Edie says “The world was made on purpose to carry round the little baby; and the world goes round the sun only to bring titty-time and creeping-on-the-floor-time to the Baby.”

Günlük, Haziran 14, 1842

Neşelilik doğanın öyle bir düzeni ki, sırtüstü yatan ve henüz ayağa kalkacak veya oturacak kadar güçlü olmayan;  ancak yine de mırıldanan, gülücükler saçan, mutluluktan çığlıklar atan o çocuğun o fazlasıyla taşan keyfini bağımsızlığın bir timsali haline getirir ve gücün bağımsızlığın bir parçası olmadığının da göstergesidir. Queenie Eddie’nin bacaklarıyla havayı tepmesini izliyor ve Eddie’nin şöyle dediğini düşünüyor:  “ Dünya küçük bebeği etrafında gezdirmek için bilerek yaratıldı ve dünya sadece meme-zamanını ve yerde emekleme zamanını bebeğe getirmek için dönüyor güneşin etrafında” .

Nietzsche Emerson’dan çok etkilenmiştir. Emerson’un Denemelerini okuduktan sonra şöyle der: “şimdiye dek hiç bir kitapta kendimi bu kadar kendi evimde hissetmemiştim”. Bir de denir ki, Emerson’un yazdıklarında kendine dair o kadar çok şey bulmuş ki Nietzsche,  yazarı övmeye çekinmiş çünkü kendini övüyormuş gibi olmak istememiş.

Şimdi ben de kendimi övmek için söylemiyorum ama Denemeleri okurken o kadar çok bölümde, o kadar çok sözünde yüreğimin hopladığını hissettim ki size anlatamam. Sanki ruhu ruhuma katılmıştı. Ya da bizim gibilerin ortak ruhları böyle işliyor sanırım 🙂

“I sought not to bring men to me but to themselves.”

“Ben insanları bana getirmeye değil, kendilerine getirmeye çalıştım.”

Ve sırada Emerson’dan ” NATURE” yani DOĞA olacak, çok yakında 🙂

Reklamlar