Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Edebiyat, psikoloji, felsefe derken kendimi bilişsel bilim ve sinirbilim ile ilgili kitaplar okurken buluyorum artık. Hepsi tamamen bilimsel kitaplar olmasa da kimisi sinirbilimciler tarafından yazılmış, kimisi konuya ilgi duyan bilim insanları, bazıları da felsefi çalışmalar yapan kimseler tarafından yazılmış. Aslında her kitap basit veya karmaşık bir şekilde sizi işin bilimsel tarafını daha fazla okuyup öğrenmeye teşvik ediyor, bu da artık kitap seçerken kendimi  “bilim” kategorisi önünde daha fazla vakit geçirirken bulmama sebep oluyor. Hatta son okumaya başladığım kitapta uzun zaman sonra fizik bilgilerimi bir parça yeniliyor olmaktan dolayı çok memnunum.

Anlayacağınız yine bir kitaptan diğerine savrulma serüveni başladı. Şimdi bu kitaplardan bazılarını, çok da zor olmayanlarını burada kısaca tanıtmak istiyorum. İlginizi çekerse belki okursunuz. Ama bundan önce konuya pek yakın olmayanlar için kısaca bu alanla ilgili bazı basit terimleri açıklamak ve birkaç not düşmek isterim.

Neuro-science = Sinirbilimi: Beyin gelişimi, duyu ve algılama, öğrenme ve hafıza, hareket, uyku, stres, yaşlanma, nörolojik ve psikiyatrik bozukluklar, sinir sistemi işlevlerinden sorumlu molekül, gen ve hücreler üzerine yapılan bilimsel çalışmaları içerir.

Cognitive-science: Bilişsel Bilim: Zihin ve zekanın işleyişini ele alır. Disiplinlerarası bir bilim dalıdır, yani psikoloji, dilbilim, nöroloji, yapay zeka ve felsefe gibi alanları da içerir. (Boğaziçi Üniversitesinde Yüksek Lisans Programı mevcut… Ah, ah keşke yapsam diyorum bazen!!!)

Son zamanlarda bilim beyin üzerine öylesine yoğunlaştı ve öylesine çok yeni bilgi kaydetti ki, geçmişten günümüze dek hiç değişmeyen temel bazı felsefi sorulara da  yanıtlar bulmaya başladı. Bazıları için bilişsel bilim ve sinirbilimi felsefenin yerini almaya başladı bile. Kimileri ise bilimsel temeller üzerine farklı felsefi inanış ve düşünceleri harmanlamaya başladı, sanki bir çeşit nöro-felsefe gelişti. Kişisel gelişim kitapları ve popüler olan pek çok spiritüel yazar bu alan ile ilintili hikayeler, konular ve yöntemler geliştirdi.

Bir ara kuantum başarı, kuantum mucize çok konuşuldu hatırlarsınız. Gerçi her konuda olduğu gibi bu konuda da öyle saçma sapan hikayeler anlatıldı ki insanlara, insanlar işin bilimsel temelini hiç anlamadı ve hiç de merak etmedi bile. Meditasyonun şöyle hemencecik iki dakikada kekik yakarak müzik eşliğinde yapılan birşey olduğuna inananlar, avuçlarına yerleştirdikleri paralar ile yatmadan önce para çekme ritülleri falan yapmaya başladılar. Saçmalığın daniskasında işin daha bilimsel yanıyla ilgilenenler ne yazık ki çoğul önyargının kurbanı olup, konu ile ilgili konuşmaya dahi çekinir oldular.Neyse, “el classico” bu durum sinirlerimizi bozmasın; bu dünyanın her yerinde böyle işleyen bir durum.

Şimdi kitaplardaki tüm bu çeşitlilik içinde size fazlaca seçim şansı düşüyor. İster ruhani bir arayışınız olsun, ister kişisel gelişim, ister işin bilimsel yanına odaklanın, isterseniz işin felsefi yanına; ister işin aslını anlayıp çocuğunuzun gelişimi için kullanın bu bilgileri (ki bu da artık çok popüler) isterseniz kendi psikolojik sorunlarınızı çözümlemek için; amacınız veya merakınız ne olursa olsun konu okumaya, öğrenmeye ve üzerinde düşünmeye değer.

Her yeni gelişmenin ticari amaçlı kullanıldığı günümüzde siz yine de siz olun, üzerinde her beyin resmi olan yazıyı veya ürünü çok da bilimsel bir şey sanmayın 🙂 Okuyun, analiz edin, sorun soruşturun…doğru noktaya varırsınız elbet!

IMG_6513Bu kitapla ilgili hemen şunu not düşmem lazım, kitabın bu fotoğraftaki baskısına mı özel yoksa hepsinde mi aynı durum söz konusu bilmiyorum ama kitabın yarısına gelene dek türkçe tercümesinin başarısızlığından oldukça rahatsız oldum. Sonra ne oluyorsa oluyor, yarısına yakın bir yerden itibaren belli ki tercümeyi yapan kişi değişiyor ve bir anda adam gibi bir tercüme ile okuma zevkiniz otomatikman ikiye katlanıp devam ediyor. O yüzden okuma alışkanlığı olanlar, ingilizce bilsin bilmesin kitabın ilk yarısında lütfen pes etmesinler!

Kitabın ana fikri: insan beyni kendisini değiştirebilir! Buna plastisite diyorlar ve bu çok önemli çünkü şimdiye dek beynin sabit ve değişmez olduğuna inanılıyordu, yani beyin hasar gördüğüne onu iyileştirmek mümkün değildi. Oysa plastisite ortaya koyuyor ki beyinlerimiz geliştirilebilir, iyileştirilebilir, beyine bağlı bazı hastalık, rahatsızlık veya eksiklikler tamamlanabilir ve düzeltilebilir. Yani kitabın sonunda yaşasın beynimiz esnek demek hoşunuza gidecek. Öğreneceğiz ki “what fires together wires together”; yani birlikte ateşlenen şeyler (bu durumda nöronlar) birlikte bağlanırlar. Çok felsefi bir anlam da çıkartabilirsiniz bu cümleden ama bilimsel olarak özetlersem:

  • insan beyninde yaklaşık 100 milyon nöron vardır.
  • nöronlar gruplar halinde birleşirler ve her grup belirli bir uyaran (stimulus) oluşturmakta uzmanlaşır
  • nöronlar birbirileri ile iletişim kurar ve birbirilerini aktive ederler.
  • bir nöron diğerini ne kadar sık aktive ederse ikisi arasındaki ilişki de o derece kuvvetlenir.

Yani bazı uyaranların, bir kelime, bir resim veya bir koku gibi, zihninizde hemen belli bir hatırayı canlandırması buna bir örnektir. O uyaranı o hatıra ile beraber ne kadar sık birleştirirse beyniniz, o nöronlar ne kadar sık birlikte aktive olursa o kadar bağlanıyorlar. Yani sizi rahatsız eden bazı düşünceler veya hatıralardan belki de kendinizi kurtarabilirsiniz. Çünkü beyin kullanılmayan devre ve bağlantıları zamanla silip yerine yeni bağlantıları benimsemekte son derece başarılı! Kullan veya kaybet ilkesi işliyor beyinde.

Kitapta verilen örnekler sizi pek çok konuda ümitlendirecek ve heyecanlandıracak, çünkü sıkı ve doğru bir çalışma ile felçli bir hastayı beyin üzerinden tedavi etmek, çocuğun sağlıklı gelişimine katkıda bulunmak, fiziksel veya psikolojik sorunlara çözümler üretmek mümkün!

IMG_6514

Bu kitap batı edebiyatı okuyan ve sevenleri önce başlığı ile yakalıyor; tıpkı beni de yakaladığı gibi! Hmmmm Proust bir sinirbilimci miymiş? Marcel Proust elbette ki sinirbilimci değildi, bir yazardı hem de baya zorlu bir yazar diyebiliriz. Ama onu okuyanlar bu soruya şaşırmasa gerek!

Kitapta Proust dışında daha pek çok başka yazar veya sanatçının da bahsi geçiyor, etkilenmemek mümkün değil: Walt Whitman (ABD’li enfes bir şair); George Eliot (Victoria dönemi İngiliz yazarlarından), Auguste Escoffier (Aşçıların kralı ve kralların aşçısı- yemek sanatı uzmanı), Paul Cezanne (Fransız post-empresyonist ressam), Igor Stravinsky (Rus besteci, piyanist ve orkestra şefi), Gertrude Stein (Modern edebiyatın öncülerinden ABD’li yazar), Virginia Woolf (İngiliz feminist yazar).

Sadece bahsi geçen isimler ve beyin bilimi arasındaki ilişkiyi merak etmeniz bile kitabı almanıza yeterli. Kitabın yazarı bir sinirbilimci ama edebiyata düşkün bir sinirbilimci. Ve kitabında bilimin keşiflerini aslında çok uzun zaman önce öngörmüş sanatçılardan bahsediyor. Hepsini okumaktan keyif alacağınızı düşünüyorum ama ben en çok Auguste Escoffier ve Igor Stravinsky ile ilgili bölümleri sevdim çünkü birincisi Escoffier’i tanımıyordum ve tanımış olmaktan büyük memnuniyet duydum, hayran kaldım ve yemeğin sanata dahil edildiği bu bölümde çok ilginç şeyler öğrendim. Igor Stravinsky kısmı ise müziğe çok meraklı biri olduğumdan ve bahar Aynini’ni de çok sevdiğimden beni çekti. Müzik ve beyin arasındaki ilişkiye zaten hayranım, okuyanlar hatırlar belki daha önce de size Daniel Levitin’in “This is Your Brain on Music” kitabını tavsiye etmiştim. Tekrar hatırlatmak isterim.

Biliyorsunuz kitap detayına, eleştirisine, açıklamasına falan fazla girmiyorum; uzman değilim, eleştirmen de değilim, sadece meraklı bir okuyucuyum ve meraklı diğer okuyuculara sadece beni heyecanlandıran içerikten kısaca bahsedip tavsiye etmeyi tercih ediyorum. Son olarak bu kitapla da ilgili şu alıntıya yer vererek bitiriyorum; yazar kitabın başında şöyle diyor:

“Maalesef, bugünkü kültürümüzün gerçeğin ne olduğuna ilişkin tarifi çok dardır. Eğer bir şey sayılabilir yahut hesaplanabilir değilse, gerçek olamaz. Bu katı ilmî yaklaşım çok şeyi açıkladığından, her şeyi açıklayabileceğini sanıyoruz. Ama tecrübî metod da dahil olmak üzere her metodun sınırları vardır. İnsan zihnini ele alalım. Bilimciler beynimizi fizikî unsurları üzerinden tarif ediyorlar; elektrikli hücreler ve sinaptik boşluklardan oluşan bir dokuma tezgâhından başka bir şey olmadığımızı söylüyorlar. Ama dünyayı bu şekilde tecrübe etmediğimizi unutuyorlar. (Makine gibi değil, hayalet gibi hissederiz.) İronik olabilir ama doğrudur: Sanatın bir şeye ircâ edemeyeceği yegâne gerçeklik bilip bilebileceğimiz tek gerçekliktir. Tam da bu sebeble sanata ihtiyacımız var. Sanatçılar gerçek tecrübelerimizi dile getirerek bize bilimimizin eksik olduğunu, hiçbir madde haritasının şuurumuzun gayri-maddîliğini açıklayamayacağını hatırlatırlar. Bu kitabın anlatmak istediği, sanat ve bilimden yapılmış olduğumuzdur. Rüyâların yapıldığı maddeden yapılmışız biz, ama aynı zamanda yalnızca maddeyiz. Şu anda beyni, sırrının hiçbir zaman çözülemeyeceğini kavrayacak kadar tanıyoruz. Tıpkı bir sanat eseri gibi malzemelerimizin toplamından daha fazlasıyız.”

IMG_2796

Yazar Daniel Levitin müzisyen, tek seferlik olsa da albüm prodüktörlüğü yapmış, şimdi ise üniversitede profesör bir sinirbilimci.  “This Is Your Brain On Music” (Müzik Dinleyen Beyniniz) onun dilinden son derece akıcı ve eğlenceli bir şekilde müzik ve beyin arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Sizin yerinize şu soruları soruyor:

Müzik nedir? Ritim, Ses ve Armoni nedir, nasıl sezilir? Müzik ve beyin makinesi ilişkisi. Müziği nasıl kategorize ediyoruz? Müzik ve duygular.Müzisyeni müzisyen yapan nedir? Neden sevdiğimiz müziği seviyoruz? Müzik içgüdüsü…

Cevapları merak ediyorsanız okuyun derim.  Ve yine ve ne yazık ki yine bahsetmeden duramıyorum ama bazı melodiler bizi hemen etkiliyor, duygulara neden olan belirli kalıplar var ve müzik endüstrisi bunları artık çok iyi biliyor. Ve bunları kullanılıyor, bu sayede satışlarını arttırıyor! Fast food gibi (neden hazır gıdalar bizde bağımlılık yapıyor, bunun cevabı Auguste Escoffier ile ilgili bölümde, Proust Bir Sinirbilimciydi kitabında bulabilirsiniz) bir de fast music sektörü var. Ne yazık ki!

Şimdilik beyne dair kitapların ilk üçü bunlar. Diğerleri ile yazı yakında gelir 🙂

İyi okumalar!

Reklamlar