Etiketler

, , , , ,

9.hafta kontrolümüzde öğrendik ki, minnoşun kalbi durmuş! 26 Eylül sabahı küçük bir operasyonla kendisine veda ettik. Bugün 28 Eylül 2012 ilk şokun, üzüntünün ve yürek burukluğunun ardından şimdi daha iyiyiz.

Muayene sırasında ekrana bakıp da bebeğin kalp atışını duyamamak, doktorunuzun yüzündeki endişeyi görmek de anlayamamak, ardından ise bebeğin kalbinin durmuş olduğunu öğrenmek mutlu aptallığınızın sonu oluyor. Çok kötü bir an ama geçiyor. Bol bol ağlıyorsunuz, saniyenin yarısında milyonlarca soru geçiyor kafanızdan “ nerde hata yaptım, ne oldu, neden kaynaklandı, acaba şundan mı, acaba bundan mı?”. Doktorun odasına geçmeden önce eşinizle bir müddet sarılı kalıp hüngür hüngür ağlamak da çok kötü ama o da geçiyor.

Sonra doktorunuz sizinle konuşmaya ve aslında önceden de bildiğiniz bazı tıbbi gerçekleri size anlatırken, siz burun çekip, gözlerinizi siliyorsunuz. Düşüklerin (bebeğin kalbinin durması da düşük olarak adlandırılıyor) en sık sebebi o bebekte oluşan anormallikler, sakatlıklar veya o gebelikte bir şeyin yanlış gidiyor olması. Muhteşem insan bedeni ne olursa olsun mükemmel olmayan bebekten kolayca vazgeçiyor. Önemli olan şunu bilmek ki bu anormallikler büyük sıklıkla anne ya da babadan taşınan bir problemden değil, bizzat o gebelikteki bebeğin oluşumu sırasında oluşan problemlerden kaynaklanıyor. Her gebelikte yaklaşık olarak % 15 civarında bir düşük riski var zaten. Ve aslında o kadar çok kadın düşük yaşıyor ki. Doktorunuzun, tıbbın ve bedeninizin haklı olduğunu bilmek sizi bir an rahatlatsa da, doktorunuzun elinde tuttuğu ve size vermekten çekindiği ultrason resminde bebeğinizin ne kadar da büyümüş olduğunun farkına varmak çok kötü ama o da geçiyor.

Ertesi gün kürtajla bebeğin alınması için hastanede geçirdiğiniz süre, gerekli işlemleri yapmak için elinizde tuttuğunuz bir parça kağıtta yazan “10 hafta altı gebelik, tıbbi zorunlu kürtaj”, bir grup hemşire sizi operasyona hazırlarken hissettiğiniz tuhaf anlamsızlık, ardından doğum odasında doktorunuzun size söylediği son sözler ve hemşirenin” iyi uykular” dilemesi ile birlikte damarlarınızdan ciğerlerinize bir anda yayılan ilacın tadı ve yoğunluğu. Tam da bunu düşünürken bir anda gidiyorsunuz.

Her şey iyi geçiyor, minnoş ile ayrılıyoruz, doktorumuz 1 ay sonra kaldığımız yerden devam edebileceğimizi söylüyor. İlaçlar yazılıyor, sorular soruluyor, arada gözler doluyor ve hastaneden ayrılıyoruz. İnsanların içinden çıkıp da arabaya bindiğimiz anda hüngür şakır boşalıyoruz ikimiz de. Ben bir arada bu kadar çok güldüğümüzü bilirim de, eşimle beraber bu kadar ağladığımız hiç olmamıştı.  Neyse ki bu da geçiyor, belki bu da gerekiyor!

 Her şeyin geçmesinde, geçiş sürecinde hep arkadaşlarınız var yine, bir de aileniz. Onlar nasıl ki sevincimizi yürekten paylaşmışlardı, şimdi de üzüntümüze ortak oluyorlar.

İyi şeyler yaşadığınızda daha iyisinin örnekleri pek verilmez verilse de siz yaşadığınızla o kadar mutlusunuzdur ki daha iyisini çok da önemsemezsiniz. Ama durum kötü bir şey olduğunda işler değişiyor. O zaman insanlar size daha kötü ihtimallerden veya yaşanmış daha kötü örneklerden bahsedince bunları ciddi bir biçimde önemsiyorsunuz. Arkadaşınızın arkadaşının bebeğini 5 aylıkken kaybetmesi örneğini sadece kafanızda değil içinizde de hissediyorsunuz tüm sıkıntısıyla. Annenin ölü bebeğini suni sancı ile doğurup, kucağına alıp ardından da gömmek durumunda kalması sizde tarifsiz bir acı yaratıyor. Kendi acınızı unutuyorsunuz. Yine bir tanıdığın bebeğinin fiziksel anlamda eksik doğmuş olması ile birlikte yaşadıklarını dinlemek içinizi burkuyor. Ama kendi içiniz burkulmaya utanıyor, acınız azalıyor, hatta küçük ve önemsiz bile gözükmeye başlıyor diğerlerinin yanında.” Anlatılan örnekler ne kadar yakın çevrenizden ise o kadar etkili oluyor. Sonra bir de bakıyorsunuz ki o kadar çok tanıdığınız kadın, o kadar çok bildiğiniz isim düşük yapmış ki. İşte insan beyninin sihirli güçlerinden biri, kendinizi başka insanlarla kıyaslamanıza imkan tanıyarak, kıyaslarken hislerinizi de duruma dahil ederek sizi rahatlatıyor, size öğretiyor.

Yine de bazı saçma sorular sormaya devam edebiliyorsunuz: “Acaba çok mu abarttık? Çok mu bağlandık? Acaba nazara mı geldi?” Ama nasıl olur ki, yani siz şimdi çok istediğiniz bebeğiniz geldiğinde aman 3 aylık süreci tamamlamadan ben onu sevmeyeyim, ona bağlanmayayım, fazla kaptırmayayım ya düşerse mi diyeceksiniz? Ben bunu yapamazdım zaten. Nazar konusuna gelince diyecek sözüm yine kalmıyor. Eğer nazar bir bebeği öldürecek kadar güçlüyse o zaman biz hakikaten boşu boşuna yaşıyoruz bu hayatta. Beynimizi de boşuna geliştiriyoruz, insanlığımızı da. Bir nazara bakıyorsa bir kalbin durması o zaman hayat saçma! Anlayacağınız saçma soruları da diğerlerinden ayırmıyorsunuz ama cevaplarınız sizi kendinize getirmeyi başarıyor neyse ki.

Çevrenizde insanlar oldukça kendinizi iyi hissediyorsunuz, tıbbın açıklamasına bir de manevi bir teselli ekleyince her şey daha kolay geçiyor. Şükrediyorsunuz ki her şey daha hamileliğin başında oldu, hayran kalıyorsunuz ki bedeniniz bebeğinizde ve gebeliğinizde var olan bir eksikliği, sorunu atlamadan onu elimine etti, inanıyorsunuz ki bunun da hayırlı bir sebebi vardı sonra da diliyorsunuz ki en kısa zamanda yeniden gelsin minnoş 🙂

Ama herkes gidip de kendi kendinizle kaldığınızda, televizyon kapandığında ve kitap bittiğinde ister istemez kafanız da kalbiniz de yine karışmaya başlıyor. Ama her geçen gün bu da hafifliyor.

Hamileliğin başında eliniz karnınızda minik ağrılar veya kıpırtılar hissetmenin yerini kürtaj sonrası ağrı ve içinizdeki boşluk alıyor ya işte bu can sıkıcı. Mutlu aptallığınız yerine mutsuz bir gerçeklik haline geçiyorsunuz. Onca heyecan, onca bulantı ve koku rahatsızlığı, onca hayal ve plan bir anda duruyor, kısa süreli bir boşluk hali sanırım. Ama dedim ya iyileşme süreci bu. Ve iyileşiyorum, eşim de iyileşiyor, iyileşiyoruz hep beraber.

İyileşmek de lazım zaten, iyileşeceksin ki kaldığın yerden hemen devam edebilesin. Her işte bir hayır vardır diyeceksin ve bundan da bir şeyler öğreneceksin. Sonra da “hadi bakalım Minnoş gene gel” 🙂

 Sevmeyi bilen ve  bunu “ seni seviyorum” diyerek söylemekten çekinmeyen tüm arkadaşlarım ve ailem…kıymetlisiniz çok!

Reklamlar