Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nisan ayı hiç bu kadar güzel olmamıştı. Baharla yeniden canlanan toprak, çiçeklerin kokusu, polenler, arılar, ılık rüzgarlar ve güneşin sıcaklığıyla beraber dostlar, yolculuklar, neşeli anlar, içmeler, yemeler, dans etmeler, şarkı söylemeler, gülmeler, gülmeler, gülmeler. Daha güzel gelemezdi kar kıyamet kışın arkası 🙂

İşte benim Nisan’ımdan geriye kalanlar:

AWAKENINGS FESTIVAL – GASHOUDER – AMSTERDAM

Yazın açık havada yapılan parti yerine bu kez hepimiz eski Gaz Fabrikasının içindeydik. Gaz fabrikası da inanılmaz güzel bir parkın içindeydi. Park da kiraladığımız eve çok yakındı. Böylece partiye bisikletlerimizle parkın içinden geçerek gittik ve yine parkın içinden sabahın ilk ışıkları ve kuş sesleri ile döndük. Muhteşem bir tecrübeydi diyebilirim 🙂

Mekandaki ses düzeni ve lazer şovu inanılmaz ötesiydi. Müziği bangır gümbür içinizde hissederk dans etmenin keyfine diyecek yoktu. Işıklar, görseller ve lazer şov ise akıllara ziyan diyebilirim. Ayrıca arada sırada havada patlayan alevler, kafanızın üzerinden uçuşan havayi fişekler de cabası! Bu adamlar parti yapmayı gerçekten biliyorlar.

Parti iki gece sürdü ve Awakenings’in 15. yıl dönümü kutlandı. İlk gece 7 Nisan line up:

Dave Clark, Dj. Rush, Planetary Assault Systems, Billy Nasty, Steve Rachmad, Dimtri

Ama asıl bizim de tercih ettiğimiz line up Pazar gecesi 8 Nisan:

Richie Hawtin, Marco Carola, Chris Liebing, Joris Voorn, Estroe oldu.

Richie baya iyi çaldı, Jooris Voorn inanılmaz iyiydi ve Chris ise tabii ki partiyi bitirmek üzere geriye kalan kalabalığı müziği ile kesti biçti, doğradı. Chris çıkmadan hemen öncesinde backstage’deydim, Joris süper çalıyor, bir yandan da kalçasını sallaya sallaya dans ediyordu 🙂 Ne de olsa yeni baba oldu, keyfi pek yerinde! Sonra Chris geldi ve 1 saate yakın kenarda hazırlandı. Joris’den sahneyi devralıp da çalmaya başladığı anda kulaklarımı tıkamak zorunda kaldığımı söyleyebilirim. Öyle bir müzikle girdi ki aman Allah’ım!!!! Baya iyiydi, millet delirdi.

Mekandan ayrıldığımızda gün doğuyor, kimileri bisikletlerini demirlerden çözmeye çalışırken, kimileri ortalığa işiyor (bu bir amsterdam klasiği), kimileriyse kapıda bekleyen kameralara birşeyler anlatmaya çalışıyordu.

Bisikletlerimize bindik ve kuş cıvıltıları arasından parktan geçerek evimize gittik. Herkes mutlu, herkes huzurlu!

Nisan ayında Amsterdam’da ağaçlar bahar kıvamında hep çiçek açmıştı ama hava hala çok soğuktu…yine de çok güzeldi.

 

Ve HERNAN CATTANEO İstanbul’da çalmaya gelir…

Mekan çok kötü olsa da Hernan hatrı için pişmiş tavuk yemekten çekinmeyecek olan bizler, Amsterdam sonrası yine hep beraber İstanbul’da toparlanıp kendisini dinlemeye gittik.

Keşke bizim melekette de artık şu işi biraz biraz öğrenseler diyorum ama sanırım çok zor!

Hernan sahnede çalarken iki yanında birer bodyguard durması, dans etmeye çalışırken sahne yakınına serdar ortaç konseri misali kurulmuş masalara çarpmak zorunda kalmak, bu masaların şişe açtıranlara veriliyor olması (!!??), devamlı birilerinin mekandan atılmak durumunda kalması, garsonların içki satma hırsları ve dans edenler arasından geçerken oldukça sert çarpmalar yaşatmaları, bir ara müzik sisteminin çökmesi (!!!???), kolonların kulakları acıyla tırmalaması, Hernan tam da havasına girmiş daha da iyi çalarken nedense artık sahneden indirilmesi (!!!!????), üstelik de partinin bitim saatine daha 2 saat varken…..ve son olarak Hernan’ın bodyguardlar arasında dışarıya çıkarılmak istenmesi falan!!!! Ah ah ah!!! Ve nihayet beni gördüğünde korumalar eşliğinde iki çift laf edebilmenin dayanılmaz güzelliği, beni ittiren korumaya dur o benim arkadaşım demesinin haklı gururu ve son bir foto. Tüm bu karmaşa sonrası ben bile zor gülerken, Hernan’ın her zamanki nezaketi ile kameraya gülümsemesi 🙂

 

Amsterdam ve Hernan sonrası dinlenme zamanı: SHAMBALA KABAK/FETHİYE

Baharda sanırım memleketin her köşesi ayrı bir cennet. Biz de cennetimizi daha önce de gittiğimiz Shambala’da bulduk yine. Shambala Fethiye Kabak koyunda dağların arasında bir cennet. Burda insan ruhunu başından bir karış daha yüksekte uçuruyor. Burda sessizlik ve doğa hakim günlerinize. Burda bolbol uyuyabilir, sessizce arkadaşlarınızla tatlı dakikalar geçirebilir, içerbilir, yiyebilir ve bolbol huzurlu iç çekişlerde bulunabilirsiniz. Ve aşık olabilirsiniz: doğaya!

Burda insanın odasından manzarası aşağıdaki gibi olunca, güne değil cennete uyanmak, Tanrı’ya yaklaşmak ve mutluluktan yorgun düşmek mümkün.

Burda piyasayı ve anlamsız muhabbetleri kovalayan insanlara yer yok. İpadler, laptoplar çok de çevreyle uyumlu bir görüntü sergilemiyor! Böcekten, topraktan, arıdan korkanlara göre bir yer hiç değil, çünkü zeytin ağaçları altından geçerken, kafanızın üstünde arılar vızır vızır kovanlarına doluşuyorlar. Ya da odanızıda bir örümcek size selam verebiliyor.

Yemeğin sunulduğu sunak işte böyle güzellikteyken, herşey de bir o kadar lezzetliyken yemek yemek en büyük ibadet oluyor.

Etraf mis gibi çam kokuyor, denizde polenlerin oluşturduğu dalgalanmalar var, çiçekler her yerde, kozalaklar, keçi bokları ve arı kovanları. Üstünde masmavi gökyüzü, yeşilin içinde biryerlerde kayboluyorsun işte!

On dakikalık bir yürüyüş sonunda denize ulaşıyorsun, seni bu sevimli keratalar karşılıyor. Sonra saatlerce onlarla oynuyorsun, onlar da seninle! Biraz karşılıklı sohbeti biraz oyun, biraz deniz….

Çiçeklerin güzelliği aklını başından alıyor, sadece burada Fethiye’de değil, İzmir’de, Gökova’da, yol boyunca her yerde çiçekler delirmiş gibi coşmuşlar etrafta. İnsanın aklını başından alacak kadar çok güzel koku var dışarıda eğer kafanı arabanın camından çıkarıp da içine çekersen.

Gökova Körfezi bir ayrı güzel, yollar keyifli, hava mis! Yol üstü eski Marmaris yolu okaliptus ağaçları arasında bir yerde bir pideciye götürüyorlar arkadaşlar bizi. Pide evet güzel ama ayran şimdiye dek içtiğim en güzel ayran. Bir de sivrisinekler olmasa!!!!

Ve akşam İzmir’e dönüş yollarında arabada Hernan çalarken, dışarıda şimşekler çakıyor, ruhumuz sil baştan tazelenmiş, tenimizde hafif bir güneş yanığı, aklımızda tek bir anlamsız düşünce yok!!!

Şimdi Nisan bu kadar güzel geçmişken, Mayıs ayı için de aynı dileklerde bulunmamak elde değil 🙂

Bahar ölü gibi duran topraktan bir anda nasıl yeşillikler ve çiçekler fışkırtıyorsa, hayat da sıkıntının ve dertlerin ardından insana yemyeşil mutluluklar, masmavi denziler ve rengarenk çiçekler  sunuyor; şayet renkleri görmeyi biliyorsanız, hissediyorsanız ve ümidinizi koruyorsanız 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar