Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

2010 senesi başlarıydı, uzun zaman sonra Yalom’dan yeni bir kitap okumak isteyip de kitapçıda bunu bulmuştum : “Bugünü Yaşama Arzusu- Schopenhauer Tedavisi”. Büyük bir keyifle, her Yalom kitabında olduğu gibi kendimi kaptırarak bir solukta bitirmiştim. Seviyorum Yalom’un tarzını, seviyorum terapist dünyasını! Yalom okuyup da bu kitabı benim gibi zamanında atlamış olanlarınız varsa veya hayatı ve felsefeyi sorgulayan, seven, Schopenhauer felsefesi ile hayatı gerçekten de iyileştirmek mümkün olabilir mi diye soranlarınız olursa tavsiye ederim. Güzel!

Bu kitaptan ve Schopenhauer’e artan merakınızdan sonra eminim ki Schopenhauer’ın eserlerini okumak isteyeceksiniz. Ben o zamana dek bir filozof olarak hakkında bir şeyler okumuştum ama hakkını vererek eserlerini okumak için henüz vaktim olmamıştı çünkü daha ziyade önce Yunan filozoflarını, sonra da gençken insana daha popüler gelen isimleri okumuştum yıllarca: Nietsche gibi, Kafka gibi. Ama Schopenhauer’ın aksi ve olumsuz anılan tarafını, felsefesini gittikçe merak eder olmuştum. Ne de olsa severim anlaşılamayanları, çok popüler olamayan ama aslında popüler isimlerin ağbabaları konumunda duranları. İşte şimdi vaktidir deyip kütüphanemde bulunan ve bir tarihi eser niteliğinde özenle okuyacağım gün için beklettiğim “ The Works of Schopenhauer” kitabını aldım elime. Bu kitap 1928 baskısı ve Will Durant (yazar, tarihçi ve filozof) tarafından edit edilmiş. Ağır kapağını kaldırdığınızda sararmış kâğıt hamurunun kokusu buram buram yüzünüze çarpıyor. Önce kokunun sarhoşluğu ardından da okuduklarınızınki geliyor. Çok kolay değil “The World As Will and Idea” yı ( İstenç ve Tasarım Olarak Dünya) okumak, çok durmak, düşünmek, tekrar düşünmek ve çok kafa kaşımak gerektiriyor. Ama uzunca bir süre aşk yaşıyorsunuz kendisiyle, ya da en azından ben yaşadım. Hem de dünyaya göre çok aksi ve çok olumsuz olan bir filozofla aylar süren bir aşkımız oldu. O zamanlar eşim eve geldiğinde “yine mi Arthur?” diye söylenirdi, “yeter artık uçuşuyorsun yine” 🙂 Ben ne zaman felsefi kitaplarda kendimi kaybetsem, o bana uçuştuğumu söyler. Haha, hoşuma gidiyor, sanırım haklı, gerçekten de uçuşuyor insan! Siz de Arthur ile uçuşmak isterseniz tavsiye ederim.

Schopenhauer ile geçen uzun aylar sonunda bir müddet pek bir şey okumak istememiştim. Böyle oluyor çok sıkı bir şeyler okuduğunuzda, beyniniz biraz müsaade istiyor kendine, e hakkı tabii. Ücretsiz izin sona erdiğinde beynimdeki okuma hücreleri arsızca kaşınmaya başladı ve “gönder” dedi, “bana yine ağır bişeyler gönder ama bu sefer roman olsun”. “Sen yeter ki iste “dedim ve hemen yine beklemeye aldığım Penguen Klasiklerinden “The Idiot!” yani Dostoyevskinin Budala’sını seçtim. Oooof of, ne güzel kitapmış, neden daha önce okumamışım diye hayıflandım bitince. Dostoyevski bir insan sarrafı sanki. Onun yazdıklarının temelinde insanın özü var, bilinçaltı var ve insanları nasıllarsa öyle anlatıyor, yorumlamadan, yargılamadan; insanın psikolojilerinde ne varsa yaptıklarını da ona bağlayarak size iyi, kötü tüm karakterlerini oldukları gibi anlama ve sevme şansı tanıyor. İnsan ilişkileri ve psikolojisini okumayı seviyorsanız, biraz da 19.yy ortalarının Rusyasına gitmek isterseniz lütfen okuyun. İnsanlık tarihinde yazılmış olan en güzel, en sarsıcı, en etkileyici romanlardan biri olarak kabul edilen bu eseri kaçırmayın.

Budala’dan sonra geçiş yaptığım kitap yine arşivimden çıktı. “Dostoevsky, Kierkegaard, Nietsche & Kafka”.Yazar William Huben bu kitapta kendi zamanlarında “outsider” olarak yaşayan, yani dönemin popülaritesi dışında kalan, 19.yy’ın felsefesine uymayan ve böylece 20. yy. felsefesinin temellerini atan bu 4 büyük yazarı anlatıyor. Okuması kolay ve keyifli olan bu kitapla varoluşçu felsefeye de güzel bir giriş yapıyorsunuz. Sevenlere tavsiye!

Ve benim kitaptan kitaba geçiş maceram devam etti. Madem varoluşçu felsefeye hoş geldik, bari devam edelim ama başka bir koldan gidelim derken yine Yalom’a döndüm ve “Varoluşçu Psikoterapi” kitabını aldım. Tam da o dönemler kişisel olmaktan ziyade daha derinlerde bir yerlerde düşüncelerimi kurcalamaya başlayan tuhaf iç sıkıntılarım vardı. Hayata dair bir şeyler vardı içimi sıkan, her şey çok güzel olmasına rağmen her şeyin geçiciliği, bir gün her şeyin sona erecek olmasını derinden hissetmeye başlamıştım sanki ve zaman zaman her şeyin anlamsız gelmesi beni düşündürmeye başlamıştı. Fazla okumak mı, yaşın ilerlemesi mi, kendimle fazla zaman geçirmek miydi nedeni? Yoksa daha derin bir neden mi vardı derken bir de baktım ki bu kitap da tam olarak o endişeleri anlatıyor. Ne güzel tesadüftü bu kitaba yönelmek. Ve çok iyi geldi gerçekten, hem öğrendim hem de bildiklerimin, hissettiklerimin sağlamasını yaptım sanki. Zannetmeyin ki tüm soruların cevabı olan sihirli bir kitap, ama kendi sorularınızı değerlendirmenizi ve kendi cevaplarınızı kendiniz için geçerli kılmanızı sağlıyor.

Yalom ile başlayıp Yalom ile tamamladığım bu kitaptan kitaba macerası süresince çok şey öğrendim ama en güzeli her kitapta kendime dair yeni bir şey keşfettim. İnsan aslında içinde olan biten pek çok şeyi anlıyor ama tam ifade edemiyor, ya da izahatı zor geliyor; işte o zaman aklınızdan geçen, içinizde yaşadıklarınızı bir başkasının kalemiyle yazdıklarında bulunca rahatlıyorsunuz sanki. Diyorum ya sağlamasını yapıyorsunuz ama başka bir formül üzerinden. Ya da okuduklarınız üzerinden yeni bir formül oluşturuyorsunuz. Hangisi size uyarsa.

Biraz psikoloji, biraz felsefe, biraz insan, biraz şundan biraz bundan almaz mıydınız?

Reklamlar