Etiketler

, , , , , , , ,

Amsterdam’a her gidiş ayrı bir güzel. Güzel şehir ama ne yalan söyleyeyim çok soğuk. Şimdiye dek hep kışın gitmiştik ama yazı da çok farklı değilmiş doğrusu. Yani yazı da bir gün sıcak, bir gün soğuk, bir gün full yağmur. Geçen Haziran sonu festivale gittik ve şakır şakır yağmur yağıyordu. Türk kafası “amanin, nasıl olacak festival bu yağmurda” diye korkarken, hemen bir koşu gidip yağmur botları aldık çamurda giymek için ve yağmurluklar giydik.  Ama burası Amsterdam, yani ne saçınız, ne kılık kıyafetiniz, ne de karizmanız önemli…önemli olan tek şey görüntünüze kasmadan sadece ve sadece eğlenmek!

Süper bir ekiple Awakenings Festival’e gidiyorduk, daha ne olsun? İçimizde herkes bu müzikten anlıyor, bu müziği seviyor, hatta bazıları anlamaktan da öte bu müziği hakkını vererek icra ediyor. İddia ediyoruz ki sevgili arkadaşımız çıkıp bu işi profesyonel yapsa herkesin dibi düşer ama arkadaş mütevazi, bu işi zevk için yapıyor. Neyse ki biz de şanslı azınlık onu sık sık dinleme şansını yakalıyoruz.  Eline sağlık İray, sen olmasan ne yaparız biz?

Muhteşem dj’ler, şahane bir kalabalık, birbirinden farklı 8 muhteşem ötesi sahne, inanılmaz bir ses sistemi ve en güzeli de bizim memlekette bir türlü başaramadığımız bir festival ortamı. Herkes eğleniyor, herkesin kafası rahat, herkes herkesle beraber sorunsuz, sıkıntısız mutlu! E tabi canım Amsterdam burası, herkesin kafası tabii ki rahat değil mi? ahahaha 🙂

Festivalin en bomba sahnesi çadırın içi, bomba derken hakkaten de bomba gibi çünkü içeride inanılmaz bir kalabalık, bir yukarı bir aşağı deli gibi dönen ışık şovu ve sevgili arkadaşımızın’da dediği gibi “içeride adam kesiyorlar” tarzından bir müzik çalıyor. Ve yine arkadaşın dediği gibi kafanız karpuz gibi yarılıyor sanki 🙂 Eee ne de olsa Joris Voorn, Chris Liebing ve Speedy J çalıyorlar! Ama kalabalığa rağmen nefes almak ve rahat rahat dans etmek mümkün. Arada da Bacardi Mohitolar tam kıvamında doğrusu. İçeride bir de kalabalıkta insanlar birbirilerini bulabilsinler diye havaya kaldırılmış tahta pankartlar görüyorsunuz, çözümde sınır yok. Ama gerçekten de çok fazla insan var.

Bir gün çamur içinde, yağmur altında, ormanın içinde biryerlerde bu kadar mutlu mesut eğleneceğimi söyleselerdi inanmazdım ama oluyormuş, hem de çok güzel oluyormuş.  Binlerce insan var, müzik bangır gümbür içinize işliyor, bir bakıyorsunuz sağınızda küçük bir kız çocuğu annesiyle beraber dans ediyor, bir bakıyorsunuz uçuşun son safhasında gençler çamur deraysına bulanmış yerlerde sürünüyorlar, sağınızda sevdiğiniz arkadaşlarınız, solunuzda kocanız,  bir de bakıyorsunuz ki sahnenin tepesinden havai fişekler fırlıyor gökyüzüne ve beraberinde bizim yürekler de fişek misali havalarda! Haa bu arada yandaki kızı görünce insanın da çocuk yapası geliyor doğrusu, yani ben de çok isterim yarın birgün böyle bir festivalde kızımla beraber eğlenmeyi. Mümkün müdür? Mümkündür 🙂

Adamlar festivali hakkını vererek ve size teşekkür ederek kapatıyorlar, dinleyene ve katılana saygı sonsuz. Yani bizdeki gibi sizi kapılardan dışarı kovalamıyorlar, çat diye müziği kesip sizi deli etmiyorlar. Ve ayrılırken binlerce insan, kimse itiştirmiyor birbirini, kimse acele etmiyor. Sadece çişi gelen yolun kenarına eğilip en doğalından boşaltıyor mesaneyi siz yanında yürümeye devam ederken! Ama ormanın ortasından arabaya kadar en az 3-5 km. yol yürüyorsunuz bunu da atlamayalım lütfen!

Festivalden sonra kendinize gelmeniz biraz zaman alsa da bazı arkadaşlar geceyi gündüze, gündüzü geceye bağlamaya devam edebiliyorlar, biz ise “yaşlandık artık” deyip evde kalmayı tercih ediyoruz. Evde de hayat güzeli, en azından eve Bira Taksileri var bu şehirde. Arıyorsunuz getiriyorlar, baksanıza menüye..böyle menü de Amsterdam’dan başka nerede olur ki acaba? hahaha

Amsterdam’dan  muhteşem anılarla, kurtları dökülmüş bedenlerle ve gıdası tam ruhlarla ayrılıyoruz.

Yaşasın Festival 🙂

Reklamlar