Etiketler

, , , , , , , , ,

Sıcak iklimlerde geçen ve yüreğinizde de sıcak iklim havası estirecek birkaç film izlemek isterseniz ve hala bugüne gelip de bu filmleri izlemediyseniz hemen koşun DVD’cinize ve aşağıdaki filmleri alıp izleyin.

Soğuk kış günlerinde içiniz ısınacak! İşte benim olmazsa olmaz filmlerimden iki tanesi:

Sıcak mı sıcak, şiir gibi, aşk gibi bir film: IL POSTINO.

Adalı fakir bir balıkçının oğlu, dünyaca ünlü Şili’li şair Pablu Neruda’nın postacısı olursa ne olur? Hele bir de adanın en güzel kadınına aşıksa? Tabii ki kendi de şair olur. Şiirin, aşkın, arkadaşlığın ve sadecik hayatların hikayesi. Postacımız Massimo Troisi’nin oyunculuğuna hayran kalacaksınız. Ne yazıktır ki kendisi film çekiminin bitmesinden 12 saat sonra kalp krizinden öldü. Onu hep bu filmdeki güzel gülümsemesi ve söylediği o en güzel sözüyle hatırlayacağım, sevgili Mario Ruoppolo: “Şiir yazana değil ona ihtiyacı olana aittir”.

Şiiri sevenler, şiiri bilmeyenler, şiire ihtiyaç duyanlar için bu film.

Ödül yoksa izlemem diyenlere de ayrıca söyleyeyim ki bu film 1995 yılında en iyi orijinal müzik, yılın en iyi filmi, en iyi erkek oyuncu, en iyi yönetmen dallarında akademi ödüllüdür.

Ve işte filmden en sevdiğim sözler:

Pablo Neruda: ” When you explain poetry, it becomes banal. Better than any explanation is the experience of feelings that poetry can reveal to a nature open enough to understand it.

Şiiri açıklamaya çalıştığında sıradanlaşıyor. Tüm açıklamalardan daha da iyisi şiirin ortaya çıkardığı duyguların, onu anlamaya müsait bir ruh tarafından bizzat tecrübe edilmesidir.

Pablo Neruda: “Even the most sublime ideas sound ridiculous if heard too often”.

En yüce fikirler dahi çok fazla duyulduklarında gülünç hale gelirler.

 Mario Ruoppolo: “Your laugh is a sudden silvery wave”.

Gülüşün gümüşe benzer ani bir dalga gibi.

 Mario Ruoppolo:Your smile spreads like a butterfly”.

Gülüşün bir kelebek gibi yayılıyor yüzünde.

Bir de Mario’nun şiir denemeleriyle kendine aşık etmeye başladığı güzel Beatrice’in ninesinin söylediklerine çok gülmüşümdür. Diyor ki:
“Bir erkek seni sözleriyle okşamaya başladığında, elleriyle daha da ileriye gider. Sözler en kötüsüdür. Metaforlarıyla seni fırın gibi kızıştırmış. Tek sermayesi ayak parmakları arasındaki mantar olan bir adam o. Ama ayakları ne kadar mikrop doluysa dili de kandırmaya o kadar müsait. “Gülümsemen kelebek gibi uçuyor.” diyen biri yerine barda kıçını çimdikleyen bir sarhoşu tercih ederim. Konu yatağa gelince şair de aynıdır, papaz da, hatta kominist de!”

İkinci sıcak hava dalgası da: MEDITERRANO.

2. Dünya Savaşı sırasında Yunan Denizinde seyir etmekte olan bir savaş gemisinin askerleri küçük bir yunan adasına inerse ne olur? İzlerken içiniz açılır, gülersiniz, duygulanırsınız ve insan olduğunuzu hatırlarsınız. Barış kokan, sevgi kokan eğlenceli sıcacık bir film.

İnsanlar savaşmak için mi yaratılmış yoksa insanın gerçek doğası bir adada ortaya çıktığı şekliyle mi anlaşılmalıdır, kendiniz karar verin.

1992’de En İyi Yabancı Film Oskarını aldı. Müziği de en az filmi kadar güzledir.

Reklamlar