Etiketler

, ,

Bir kere her şeyden önce çift kutupluyuz. Bir tarafımız artıda bir tarafımız ekside. Bazen artıya bazen eksiye kayarken seçimlerimiz, hayatlarımız dengede durma çabasında. Ama dengede durmaya çalışmak zor iştir. Nasıl ki tek bacak üzerinde sabit durup bir fincan çayı içmek kolay olmuyorsa (ki bunu yapmak durumunda kalanınız hiç olmuş mudur bilemem, tuhaf bir durum), içinizden geldiği gibi yaşamak ile dayatılan kalıplaşmış düzen arasında bir orta yol bulmaya çalışmak da bir o kadar zor olabilir.

Denge vücudun yerçekimi merkezini, vücudu sallamadan, duruşu bozmadan sabit tutabilme halidir ve vücudun 3 farklı sisteminin koordinasyonu sayesinde başarılır: iç kulakta bulunan vestibüler sistem, kaslar, tendonlar ve eklemlerden oluşan motor sistemi ve vücudun duruşuna dair sinyalleri beyine aktaran gözlerden oluşan görsel sistem. Yani denge fiziksel olarak ne kadar karmaşık ise, zihinsel ve ruhsal olarak da o kadar karmaşık bir durum. Ama akıllı ve istekli bir insanın öğrenebileceği ve başarı ile hayatına uygulayabileceği kadar da ulaşılabilir. Ne yazık ki her iyi şeyde olduğu gibi dengede olmak için de çalışmak çabalamak lazım. Dengede durmak aslında hareket etmeden sabit durabilmek değil, tam tersi (dansçılar bunu çok iyi bilir) devamlı bir hareket hali ile sağlanır. Yogada denge duruşu yapabilmek için önce vücudunuzu ve sizin dengede kalabilmeniz için gereken her uzvunuzu, her organınızı iyice tanıyıp, hissedip, hepsini zihninizle de koordine edebilmeniz gerekir. Denge duruşundan önce ilk olarak ağırlığınızı ayak tabanınızdan yere yükler ve vücudunuzun bir tarafında yoğunlaştırırken sonra diğer yönden eşitlemeye çalışırsınız. Bazen konuşmalarınızı veya tavırlarınızı dengelemeniz gerekir, bazen de karmaşasının içinden çıkamadığınız hayatlarınızı.

Hayatta artıdan ve eksiden yana her hareketiniz sizi tecrübe sahibi yaparken, her hareketliliğiniz de sizi dengeye daha çabuk ulaştırır.  Yani hepimiz birer dansçı gibi çalışmalıyız.

Ama zor olan iş bu çalışma süreci, ya da aslında hayatın kendisi devamlı bir çalışma süreci. Bazen iyi oluyoruz, bazen kötü, bazen mutluyuz, bazen mutsuz, seviyoruz, nefret ediyoruz, kaçıyoruz, kovalıyoruz, gülüyoruz, ağlıyoruz, giriyoruz ve çıkıyoruz mütemadiyen. Ve bir artıda bir ekside arada da dengede yoruluyoruz haliyle. Çok yoruluyoruz!

Kendi içimizde dengeyi bulmak kadar aşkı bulmak, sevgiyi aramak, korumak da yoruyor bizi çok. Öyle bir güdü ki insanda, tamamen vazgeçmek ne mümkün, bulmak çok zor, kovalamak yürek zorlayıcı ve yıpratıcı oluyor. Ama kovalamayana aşk, istemeyene sevgi, ağlamayana meme yok. Sevmek ve sevilmek çabası, aşık olmak ve aşık olunmak arzusu, dostluklar, aileler, sevgililer, eşler, çocuklar hepsi normalde saatte 72 defa ve ortalama 66 yıllık bir ömürde 2.5 milyar kez atması gereken kalbimizi saatte 300 defaya kadar zorlayabilir ki bu da tıbben bize biçilen 66 yıllık ömürde 2.5 milyar sınırını baya bir katlatır insana. Kalp için çok yorucu!

Sonra yaşadığımız zamana dair dünya düzeninin kolaylığı kadar zorluğu, güzelliği kadar çirkinliği ve aslında insan var olduğundan bu yana her daim kendini tekrarlayan durumların içinde kaybolmadan, yok olmadan insanca yaşama çabası da cabası. Kötülüğün içinde iyiliği yaratmak ve yakalamak, çirkinliğin içinde güzelliği görebilmeye çalışmak, her akşam haber kanalı izlenen evlerdeki insanların bu ülkede hala müsterih ve mutlu olmaya cesaretleri kırılmadan devam edebilmeleri ne büyük kafa karışıklığı ne fena yorgunluk!

Ve en nihayetinde yaşayabilmek için hayatını kazanmak. Bazen severek ve isteyerek, insani koşullarda, çoğu zamansa isteksizce ve zorla! Para kazanmak, para harcamak, harcamamaya çalışmak, fazla harcayamamak durumunda olmak, geleceği güvence altına almak, tatile çıkmak, hayalini kurduğunuz bir şeyi almak için para biriktirmek, faize yatırmak, hisse senedi, döviz, faiz, bono ile kafayı bozmak, çocuk okutmak, düğün yapmak, ev sahibi olmak, olamamak, kiradan bıkmak, arabayı değiştirememek veya sadece bir lokma yiyecek ekmek bulamamak, dostsuz kalmak, ümidini yitirmek, sıcak bir yatağı özlemek, bunların hepsi de büyük dert, büyük tasa. Yorar insanı, çok yorar!

Ama her yorgunluğun üstüne huzurla ve mutlulukla sehpaya uzatılan ayak kadar mutlu bir ayak, içilen bir yorgunluk kahvesi kadar tatlı bir kahve ve sahip olunan güzellik kadar başka bir güzellik, başarılan bir durum kadar da kıymetli başka bir durum olamaz. O nedendir ki hayata dair her yorgunluğa değer.

Ve işte bu nedendir ki tanrı insanları huzur içinde yatırır sonunda. Ya da biz en azından öyle olduğunu düşünmek isteriz. Ama sadece doğru şeyler için yeterince yorulmuş olanları!

Reklamlar