Etiketler

, ,

Deprem oldu yine memleketimde ama bu kez memleketimin en uzağında, en ihmal edilen, en yalnız ve en fakir bir yerinde. Daha önceki depremlerden farklı bir acı vermedi insanların ölümleri, hayatlarının alt üst oluşları; daha farklı bir öfke yaratmadı binaların kağıt kıvamında yıkılışları, o binaların o şekilde yapılmış veya onaylanmış oluşları; daha farklı bir sevinç yaratmadı enkaz altından çıkan her bedenin haberi; daha farklı titremedi dudaklarım ağlarken, daha farklı kızarmadı yüzüm sinirlenirken. Tek bir fark hissettim o da kendini bilmez tarafçılığın kuklası olmuş merhametsizlere ve her şeyden önce insan demeyi beceremeyen vicdansızlara rağmen çoğunluğun, daha öncesinde hiç bu kadar gözlemlemediğim bir çoğunluğun, hassas dengeler üzerinde oynanan tüm oyunlara rağmen yardım için bu kadar coşkulu davranmış olması.

Bu coşkuda hepimizin gözlerini yaşartan, hepimize insanlığımız adına cesaret veren, gönüllerimizi kabartan bir yoğunluk var. Gün bu gündür ki bu yoğunluğu yakalamışken elden bırakmayalım, ona sımsıkı tutunalım çünkü yapmamız gereken daha nice iş var hep beraber coşkuyla.

Ömürlerimiz kadar sürelerde gördük ki bu memlekette her şeyi hep başkalarından beklemeye alıştırılmışız, evet kötü bir şey olsa da bu bekleyiş, hatta bazı durumlarda evet devletten, hükümetlerden, yönetimlerden, yetkili mercilerden beklentilerimiz olması da gayet doğal ve kanuni bir hak ise de, biz böyle alışmışız, alıştırılmışız işte. Oysa insanın kendi hayatında dahi öğrendiği en temel şeylerden biri kendi işini kendin görmen gerektiği değil midir? Hani annelerimiz şöyle der: “tırnağın varsa başını kaşıyacaksın”. Bu söz başkalarına duyulan güvenin sarsılmasındandır, başkalarından beklenen şeyin hep geç gelmesindendir, ya da hiç gelmemesindendir, bu söz aslında bir hayal kırklığıdır ama doğrudur.  Ne ironiktir ki bugün başkaları için kendi kendimize ve kendi çevremiz içerisinde yapmaya çalıştığımız tüm yardım eylemlerinin en itici gücü de bu sözdür aslında. Kendi hayal kırklıklarımızdır bugün bizi başkaları için böylesine yüreklendiren, çünkü kendimizi koyunca o insanın yerine daha düşünürken bile enkaz altında kalır yüreklerimiz.

Şimdi başkalarından beklemek yerine hepimiz kendimiz yine kendilerimiz için bir şeyler yapmaya girişebilir miyiz gerçekten? Kurtarma ekiplerini düşünüyorum, bunların hepsini devlet kurmadı ya, gönüllüleri düşünüyorum zorla gönüllü olmadılar ya; depremin de dışında bugün bir öğrenci okutan, bir mağdura el uzatan, haksızlığa uğramışın yanında duran, ihtiyacı olana elindekini sunan hatta üzgün birine tanımasa dahi derdini soranlar yok mudur? Var arkadaşlar, hem de düşündüğümüzden çok varlar, varız ve belki de işte ilk defa bu depremle VARLIĞIMIZI HAYKIRIYORUZ!

Biz de varız, vicdanlarımız var, insan sevgimiz var, memleketi de seviyoruz milleti de, başkalarından beklemeden bir şeyler yapabiliyoruz ve de daha çok yapacağımız şey var önümüzde. Yeter ki cesaret kıranlara, yürek burkanlara aldırmadan devam etmeyi bilebilelim.

Dünyada çok fazla kötülük var ama ziyadesiyle de iyilik var, her ne kadar bize iyilik gösterilmese de, kötülükle korkutularak kabuğumuza çekilmemiz işlense de bilinçaltlarımıza,  iyi olmak aptal olmakla, zayıf olmakla eşdeğer gösterilse de, bireysellik ön plana çıkarılmış olsa da bu düzende; bizim insanlığımız hepsinden üstün gelir istersek. Arsızdır kötülük, çabuk toplar kalabalıkları, çabuk galeyana getirir insan egosunu, tsunami dalgaları gibi hızlı ilerler ve acımasızca yok eder oysa iyilik sabırlıdır, mütevazıdir, küçük şeylerden başlamayı bilir, ufacık bir fark yaratarak sabırla ilerler. Ama bir kez yola çıktı mı da dur durak bilmez.

Bu depremle birlikte bir kez daha hep beraber o yola çıktığımızı hissediyorum, dilerim o yolda bıkmadan, usanmadan, korkmadan, elele ilerlemeyi başarırız!

Reklamlar